Kayıtlar

En son yazılan yazı

Théoden için bir ağıt

Resim
Kulağına fısıldayan adam Grima. Büyü etkisi altında adeta bir ölü Théoden Onur, asalet hepsi tahtından olmuş men. Çalmıyor ki hiç siren, Diren Théoden diren. Ruhunu zehirleyip içinde kötülüğü büyüten solucandan kurtulma vakti geldi artık Théoden Ama bazı şeyler için iş işten geçmiş Çok sevdiği tek oğlunu kaybetmis ah Théodred Babalar oğullarını gömmemeli Evet! Kalk ayağa kralım yaşayacaksın, Bugünlerin geçtiğini görmek için yaşayacaksın. Yine yeniden savaşacaksın. Halkını,yurdunu kurtarmak için savaşacaksın. Çünkü bir savaşçısın sen çok savaş kazandın. O savaş yapılacak Théoden yapılacak. Miğfer dibi savaşı… Ve korkma Théoden korkma! Çok güvendiğin, dost bildiğin Gondor gelmese de yardımına korkma... Batı ağıl düştüğünde Gondor neredeydi? Dört yanımızı düşman alırken Gondor neredeydi? Sorma bu soruları Théoden sorma... Hayır ama sanma ki yalnız savaşacaksın, Elfler varacak oraya belki bazı cüceler. Kazanacaksın bu savaşı theoden kazanacaksın! Kalkacaksın ayağa

Nihilizmi çökerten Ağ Teorisi

Resim
  Dünyadaki kum taneleri mi fazla yoksa evrendeki yıldızlar mı? (Noldu bu girişi daha önce bir yazıda yapmıştım değil mi ama bu sefer konu farklı.) Evrendeki yıldızlar yaklaşık 10 üzeri 6 katı falan daha fazla. Evrendeki her yıldızın bizim güneşimiz gibi bir sistemi olsa ve yaklaşık on gezegeni olsa çok büyük ihtimalle başka hayatlar da var demektir.  Bu kadar büyük evrende insan yaşamının ne değeri var ki diye düşünüyor insan. Peki geçmişten diyelim ki 1780 yılından mesela kaç kişi tanıyorsunuz biliyorsunuz. 15-20 kişi sayabilir misiniz? Biz de bir gün öleceğiz bizi de böyle hatirlamayacaklar o zaman ne önemi var ki yaptıklarımızın yaşadıklarımızın diye düşünüyorsunuz şuan değil mi? Hayatımız boyunca kaç insanla tanışırız etkileşime gireriz? Ortalama bir insan için düşünelim. Yaklaşık 1000 diyelim. Yani biz bu bin kişiyle pozitif veya negatif farketmez bir şekilde etkileşime giriyoruz ve bir şekilde onların hayatını etkiliyoruz. O bin kişinin de etkileşime girdiği başka bir bin kişi v

Chosen One Mentalitesinin Sonu

Resim
  “You were the chosen one! It was said that you would destroy the sith, not join them! Bring balance to the force, not leave it in darkness." “I hate you!”  “You were my brother, Anakin. I loved you.”   Gözyaşları biter mi bir insanın? Ağlamaktan o kadar yorulmuşum ki kurumuş göz pınarlarım artık akmıyor göz yaşım. Hissiz değilim son derece mutsuzum ve üzgünüm ama ağlayamıyorum. Tükendim. Olmayan bir şeyi oldurmak için çok uğraştım tüm her şeyimi verdim kendi benliğimi bile kaybettim bu süreçte. Artık ben kimim onu bile bilmez haldeyim. Prensiplerim ne, doğrularım ne? Ben kimim? Kendimi tanımlayabilirdim eskiden ama şimdi hiçbir şey bilmiyorum.  Ruhum bağırıyor içeri içeri ve ben avaz avaz susuyorum. Eninde sonunda çıkan harflerin hepsi sessiz. Kelimelerimin hepsi anlamsız. Ne desem ne yapsam boş gibi hissediyorum ama yine de ceplerimde cümleler saklayamıyorum yazmam lazım yazmazsam çıldıracak gibi hissediyorum.  Çok uzun zamandır korkuyordum yazmaktan ama ben korkak değilim ki g

21 Gram

Resim
  Kaç hayat yaşıyoruz? Kaç kez ölüyoruz? Ölüm anında 21 gram kaybettiğimiz söyleniyor… 21 grama ne sığar? Ne kadarı kaybolur? 21 gram ne zaman kaybolur? Ne kadarı onunla gider? Geriye ne kadarı kalır? 21 gram… beş madeni paranın ağırlığı, bir kuşun, bir çikolata parçasının… 21 gram ne kadar çeker? Ne kadar?  Bunlar Benicio del Toro, Sean Penn ve Naomi Watts’lı   “21 Gram” filminin bize tokat gibi vurduğu sorgulamalar bir de ben size şunları sorayım:                     Öldüğümüzde 21 gram kaybettiğimiz söyleniyor ya, acaba kalbimiz kırılınca eksilenimiz oluyor mu? Çok sevdiğimiz biri bizi kırınca? Sevdiğimiz bizi terk edince? Kalbimiz kırılınca ruhumuzdan bir parçanın koptuğu kesin. O ruh kopuşunun ölçülebilir bir karşılığı var mı acaba? Ya 21 gram kaybediyorsak her kırıldığımızda? Gerçekten kaç defa ölüyoruz acaba? Bir kere mi yoksa çok mu? Kendimizi mi öldürüyoruz göz göre göre? Yeteri kadar kırıldığında bir insan ruhsuz, hissiz kalabilir mi bu mantıkla? Tamamen buruk

Korkuyorum

Resim
  Korkuyorum yabancı kalmaktan, Korkuyorum her şeye tanıdık olmaktan. Korkuyorum galiba potansiyelime ulaşamamaktan, Korkuyorum galiba potansiyelime ulaşmaktan. Korkuyorum başımı kaldırıp da kafama çekici yemekten, Korkuyorum duvardaki başka bir tuğla olmaktan. Korkuyorum hiç aşık olamamaktan, Korkuyorum deli gibi aşık olmaktan. Korkuyorum alıp başımı gitmekten, Korkuyorum hep aynı yerde kalmaktan. Korkuyorum diğer insanlar gibi bir hayatım olamamasından, Korkuyorum herkesle aynı kalmaktan. Korkuyorum istediğim şeyleri alamamaktan, Korkuyorum onları almaktan. Korkuyorum liderlik etmekten, Korkuyorum insanların kaptansız acı çekmesinden. Korkuyorum sağlıksız bir vücudum olmasından, Korkuyorum iyi bir vücuda sahip olmaktan. Korkuyorum uzun yollardan, Korkuyorum evde oturmaktan. Korkuyorum uyumaktan, Korkuyorum uyanmaktan. Korkuyorum yaşamaktan, Korkuyorum ölmekten.

Neden kitap okumamalıyız?

Resim
  1-Zaman Kaybı Dışarı çıkıp gezip tozmak, akdeniz turu yapmak varken neden 1000 sayfalık karamazov kardeşleri okumakla uğraşalım ki hem çok gezen daha çok bilir her şeyi. Ayrıca diyelim ki hukuk okuyorsunuz size o kadar tuğla gibi kitaplar ezberletildi yıllarca şimdi ne bu gerçek bile olmayan kurgu kitapları okuyup saçma şeylerle mi uğraşacaksınız boş verin. 2-Kimlik Kaybı Kitap okursanız hep başkalarının fikirlerine maruz kalacaksınız. Okuduğunuz kitap hayatınız haline gelecek oradaki inançlara ve duygulara da kapılacaksınız. Hele ki eğer herkesin okuduğu kitapları okursanız herkesin düşündüğü şeyleri düşüneceksiniz. Gelin kitap okumayın fikirleriniz orijinal kalsın. 3-Yanlış Beklentiler Fantastik eserler okuya okuya bir gün evinize Hogwarts’tan mektup geleceğini ve hayatınızın kurtulacağını sanıyorsanız beklemeye devam edin. Siz yerinizden kalkıp da hayatınızdaki sorunlar için bir çözüm üretmeye çalışmadıkça oturup oturup yalnızca kitap okumaya devam ettikçe hiçbir mucize

Yeniden yapmak için yıkmak mı gerekli?

Resim
  *Bu yazı Demolition filmine, hayata, evrene, her şeye ve şempanzelere göndermeler içerir. “Eğer bir şeyi onarmak istiyorsan her şeyini parçalara ayırmalısın ve neyin önemli, seni neyin güçlendireceğini çözmelisin. İnsan kalbini onarmak bir arabayı onarmaya benzer. Her şeyini inceleyeceksin. Sonra hepsini birleştirebilirsin.”   Yazarken aklıma Batman filmlerinden Ra’s al ghul ve Bane geldi ne kadar da benzerler düşünceleri bununla. Demolition filminde sadece kalp ve ruh için bunu söylerken Batman üçlemesindekiler tüm şehir ve sosyal düzen için bunu uygulamayı söylüyordu. Nasıl ki insanlar öldükten sonra otopsi yapılıyor ölüm sebebini anlamak için. Kalp de kırıldıktan sonra bir otopsiye uğraması gerekiyor. Bu otopsinin süresi ne kadar oluyor acaba insan kendi kendine otopsi yapabilir mi? Beni bu noktaya getiren kararlarım nelerdi? Hatalarım nelerdi? Neleri doğru neleri yanlış yaptım? Elimde olan her şeyi yaptım mı? İçimde bir şey kaldı mı? Bu son soru biraz sıkıntılı aslında. Yar

Bugün ölsem ne olur?

Resim
    Ölüm döşeğinde olduğumu hayal ettim bugün Ivan Ilyiç’mişim de son günlerimmiş gibi. Yatağımın etrafında toplanmış hayaletler gördüm. Fikirlerim, hayallerim, yeteneklerimin hayaletleri. Artık ne sebepten olduğu da bilinmez şu dakikaya kadar Asla o hayalleri kovalamadım, Asla o yetenekleri kullanmadım, Hiçbir zaman o kitabı yazmadım, Kimse benim liderlik ve hitap yeteneklerimi göremedi, Aklımdaki şarkıları hiç bestelemedim, Ve o hayaletler bana kızgın gözlerle bakıyorlardı, diyorlardı ki: “Bizi sadece sen hayata geçirebilirdin, Ama biz de artık seninle birlikte sonsuza dek ölmek zorundayız.” Asıl soru şu: Bugün ölsem hangi fikirler, hangi hayaller, hangi yetenekler benimle birlikte ölecek?

Ya aslında özel değilsem?

Resim
    *Bu yazı biraz benim hakkımda olacak. Belki de biraz sizin hakkınızda olur.   6 aylıkken konuşmaya, 9 aylıkken yürümeye, 3 yaşındayken okumaya başlayan bir bebektim. Ailem bu çocukta normal olmayan bir şeyler var diyerek beni İstanbul’da bazı yerlere götürdü ve oralarda değişik testlere tâbi tutuldum . Bu testler sonucunda gelen IQ seviyem gerçekten de normalin çok üstündeydi ve o zaman için sadece 5 yaşındaydım. Zaten okuma-yazma bildiğim için beni ana okulu ve birinci sınıfı atlayarak direkt ikinci sınıftan eğitim öğretim hayatıma başlamam gerektiği söylendi. Ama ailem yaşıtlarımla beraber okumamın benim için daha iyi olacağını söyleyerek bunu kabul etmedi.   İlkokula başlandığında okulda çok sıkılıyordum. Tüm sınavlarımdan 100 tam puan alıyordum ve yapılan deneme sınavlarında Türkiye dereceleri elde ediyordum. Katıldığım satranç turnuvalarında, Futbol turnuvalarında madalyalar,kupalar ve üstün başarılar elde ediyordum.Daha ilkokul birinci sınıfta İngilizceyi sökmüştüm. Beni

Görünmeyen

Resim
      Hiç görünmez olmayı istediniz mi? Ya da şöyle sorayım istemeyenler neden istemedi?  Görünmez olsaydınız başınıza neler gelirdi diye illa ki düşünmüşsünüzdür. Tarih boyunca herkes düşünmüş merak etmeyin. H.G. Wells’in Görünmez Adam kitabı 1897 yılında yayınlanmış ve o zamanlardaki insanlar için çok ufuk açıcı olmuş bu kesin evet ama görünmezlik denilen kavramı ortaya ilk atan kesinlikle o değil size yanlış bilgiler veriliyor ey ahali!    Klasik haline gelmiş bir eser hakkındaki yazımı okurken klasik haline gelmiş başka bir eseri dinlemeniz için link bırakıyorum: Queen- The İnvisible Man https://www.youtube.com/watch?v=zKdxd718WXg   Her şeyden önce fantastik veya bilimkurgu bir eser okurken yazarın aklına bu nasıl gelmiş diye ben de hep düşünürüm. Ve bu sorumun cevabını da mitolojiyi araştırarak bulurum genelde. Favori mitolojim Yunan mitolojisi olsa da Nordik, Pers, Germen, Asya, Türk ve daha bir çok mitolojide az çok bilgi sahibi olmuş oldum   Gelin örneklerle başlayalım;

Dehşet Senfonisi: Vampirliğin tarihi, Dracula, Osmanlı, Porfiria

Resim
    Günümüzde Shakespeare eserlerinden sonra en çok filme, tiyatroya, diziye veya başka bir kitaba uyarlanan eser olma rekorunu elinde bulunduran Dracula’dır. Neden böyle olduğu, neden bütün insanların ilgisini çektiğini bu yazımızda anlamaya ve sizleri de bu eseri okumaya teşvik etmeye çalışacağım.     Vampir kelimesini duymayan kalmadı değil mi?      Geceleri mezardan çıkıp insanların kanını emen ölü şeklinde tasvir ediliyor bu kitapta. Kelime kökeni çok tartışılsa da, Sloven asıllı filolog Franc Miklosich’e göre Kuzey Türkçesinde “cadı” anlamına gelen “uber”den türemiştir. Yunancada “Vrykolakas” olarak inanılırken Slav dillerindeki diğer türevleri de şunlardır: Bulgarca ve Sırpçada “vapir”; Lehçede “upier”; Rusçada “vopyr”. Vampire (fransızca,ingilizce) -> vampir (sırpça, macarca) ->vapir (bulgarca) ->uper(ukraynaca) -> upior (polonyaca) -> ubir (tatarca) ->   obur,uber (eski Türkçe).   Romencede “Strigoi” falan gibi daha da saymama gerek yok heralde .Vampir ve

YENİ YIL KARARLARI

Resim
    Bir şeyde çok iyi olmak gerçekten de çok fazla efor sarf etmeyi gerektirir ve çok zordur ama bir şeyde çok iyi olabileceğinizi bildiğiniz halde olamamak ve bunu kabullenmek daha da zordur. Aralık ayı geldi ve bitiyor millet! Herkes yılbaşı günü yeni yıl kararları ile çıkagelmeye başlayacak sanki onlara güç verecek bir kapı bütün yıl boyunca tutuluyormuş da o gün açılacakmış gibi. Sanki 1 Ocak o engelleri ve bariyerleri aşmayı sağlayan tüm gücü sağlayacakmış gibi… Evet yarın 1 ocak. Hayatımdaki tüm değişiklikleri YARIN yapacağım ama önce durun da bir yılbaşını kutlayayım. YARIN içki içmeyi bırakacağım ama bu gece dağıtalım. YARIN sigarayı bırakacağım ama bu gece bir baca gibi tüttüreceğim. Bugün tüm hovardalıkları yapacağım ama yarın yeni yıl sabahına uyandığımda hayatımdaki tüm zorlukları ve bu bahsedilen bariyerleri aşabilmek için gerekli güce sahip kahraman olacağım. Nasıl saçmalıklar beğendiniz mi? Tanıdık gelmiştir belki bazıları.   Artık mükemmel an denilen şeyi beklemeyi bı

İlişkilerde iletişimin önemi üzerine

Resim
  *Bu yazı Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum adlı kitabı okumam ve onun netflix uyarlamasını izlemem üzerine hayatı ve ilişkilerde insanların iletişimlerini sorgulamalarımı içerir. Hayatımız boyunca kaç tane insanla gerçek bağ kurma şansımız olur? Bunlardan kaç tanesi ile romantik bir ilişki olabilir? Peki ya insanın hayatı boyunca tahmini kaç tane ciddi ilişkisi olur? Evlilik, sanki altıpatlar tabancaya mermiyi koymuş, çevirmiş ve bakalım vurup da hayatımı mahvedecek mi diye Rus ruleti oynamak gibi midir? Yoksa iki beyin her zaman bir beyinden güçlü diyip bu hayat denilen en zor seviye oyunda seviyeleri birlikte geçmek midir?   Belki de insanların yaşlandıkça evlenmelerinin sebebi yalnız başlarına idare edememeleridir kim bilir? Halbuki aynı yaşam alanını paylaşmak yalnızlıktan bile daha zor değil midir? Sorgulamalarımızı geçip yazımıza başlayalım artık. Hayatımızdaki iyi şeylerin daha fazla farkına varmamız gerekiyor çünkü işler iyi giderken bunları fark etmek zordur dikkat etmemiz

Şeytanlarımızla Savaşmak

Resim
Herkesin kendi şeytanları var. Herkesin kendini aşağı çeken şeyleri var Bütün insanların bir hikayesi, başından geçen olayları var. Herkesin geceleri onları ayakta tutan, kabuslar gördüren, gündüzleri huzursuz eden şeytanları var.Her insan şahsına münhasır, herkes farklı, herkes unique ve kimsenin eşi benzeri yok. Sadece benim hayatım boktan geri kalan herkes çok mutlu diye düşünmek tamamen kendinizi kandırmak olur çünkü kimsenin hayatı toz pembe değil. Peki neler yapabiliriz şeytanlarımızla savaşlarımız konusunda gelin önce klasik yöntemlere bakalım sonra da benim yöntemlerime geçelim.  Şeytanlarımızla savaşta klasik yöntemler:  Eğer bu şeytanların içkiyle boğulmasını sağlamaya çalışırsanız, ilk başlarda biraz boğulur gibi olurlar evet ama sonradan yüzmeyi öğrenirler ve tekrar karşınıza gelirler. Eğer bu şeytanları sigara ile, ot ile yakmaya çalışırsanız saçları ve tüyleri belki biraz tutuşur ama yanmaz kıyafet giymiş halde tekrar karşınıza gelirler.  Eğer o şey

Mutluluğa "Layık" mıyız?

Resim
Mutluluğa Layık olduğunu bilmen ,kendi değerini bilmen çok önemli bu hayatta. Anlıyorum. Gerçekten çok zor olabilir şuan durumlar. Şu ana kadar hayatındaki çok fazla şey tepetaklak gitmiş olabilir. İnsanlar senin değerini görememiş olabilir ama bu senin güzel bir hayata layık olmadığın anlamına gelmez.     Değersiz hissettiğim çok fazla an oldu.Sayısız defa kendi değerimi sorguladım. Bütün biten ilişkilerimin sonunda, Bütün başarısızlıklarımın sonunda, Bütün kötü geçen olayların sonunda sorguladım.Acaba benim hak ettiğim bu mu? Güzel şeylere layık değil miyim ben? Belki de yeterince iyi değilimdir hiçbir şey için? Diye düşünmeden edemediğim sayısız geceler oldu.    Kendimi iyileştirmem için gereken zaman sonsuzluğa yakın sürdü. Ben aşka layığım, ben güzel bir hayata layığım demek için uzun düşünme süreçlerinden geçmem gerekti. Bunlara inanmadığım zamanlarda öyle davranışlarda bulundum ki . Yalan söyledim , ikiyüzlülük yaptım. Çok uzun bir süre iyilik yapmadım kimseye. Kanı

Fırtına

Resim
Gideceğin hiçbir yer yokmuş gibi hissediyorsun, artık başka seçeneğin kalmadığını hissediyorsun.Yenilmiş hissetmek çok kolay değil mi? Bence değil. Savaşmaya devam et. Devam et ve devam et, ne olursa olsun devam et. Asla pes etme. Eğer hayatın bundan daha da aşağıya gidemezmiş gibi hissediyorsan ve bir çıkış yolu yok diyorsan. İYİ! Çünkü asıl meydan okuma şuan senin önünde demektir. Eğer sen sorumluluğunu almaya karar verirsen hayatın sadece yukarı gidebilir demektir. Ama aynı zamanda işlerin çok zor olacağını da gösterir. İşler hayal edebileceğinden de zor olacak. İçinde olduğun bu fırtına bütün dünyanı sarıyormuş gibi olabilir. Ama sana söylüyorum öyle değil. Şuan içinde olduğun fırtınadan dışarıyı görmek çok zor evet hatta etraftaki her şey fırtınanın bir parçasıymış hatta var olan tek şey fırtınaymış gibi görünebilir. Ama Fırtına her şey değil. Ve sonsuza kadar sürmeyecek. Fırtınadan dışarı çıkabilirsin ve fırtınadan dışarıya çıkacaksın. Dışarıya çıktığında güneş ışığını

Hayallerimize Giden Yoldaki Yalnızlığımız

Resim
Yakın arkadaşlarımıza veya ailemize hayallerimizi, isteklerimizi, arzularımızı söyleyince işler sanki biraz daha zorlaşıyormuş gibi oluyor. Bir yandan bu hayalleri dile getirmek kendimize koyduğumuz hedeflere bağlılığımızın ve kendini adanmışlığın işareti gibi olurken diğer yandan da kendimizi negatif eleştiriye ve onlardan beklediğimiz desteğin eksikliğine yol açıyor. Onların reaksiyonu hiçbir zaman beklediğimiz gibi olmuyor. Ya etkilenmemiş oluyorlar ve bizim hevesimizi kaçırıyorlar ya da fazla aşırı pozitif ve gerçekdışı cevaplar verip yaşamamız gereken zorlu zamanları küçümsememize sebep oluyorlar.    Peki böylesi bir durumda hayallerimizi ve arzularımızı etrafımızdaki insanlara açmak ne kadar riske değer? Hayatımızı değiştirebilecek olaylardan geçtiğimizi veya hayatımızı belli hayaller üzerine değiştirmek istediğimizi söylemeli miyiz? Hedeflerimize giden yolda yakınlarımız bizi gerçekten de yalnız değilmişiz gibi hissettirecekler mi? Yalnız geceler olacak. Bu hayalleri

The Protector (Hakan:Muhafız) İnceleme

Resim
    Çağatay Ulusoy’un başrolünü oynadığı ilk Türk Netflix dizisi The Protector(Hakan:Muhafız) büyük bekleyişin ardından sonunda bizlerle buluştu ve beklentilerimi karşıladı diyebilirim.Spoilerlara pek bulaşmamaya çalışarak genel hatlarıyla inceleyeceğim ama belli de olmaz.Hadi başlayalım        Oyunculuklardan başlamak gerekirse başroldeki Hakan yani Çağatay Ulusoy bu dizideki en sempatik ve belki de en başarılı rol yapan oyuncu gibi geldi bana.Verdiği tepkiler,az da olsa yaşadığı karakter gelişimi ve sanki içimizden birisiymiş gibi hissettirmesi sevdiğim yönlerinden oldu.Bir diğer başrol zengin iş adamı Faysal rolündeki Okan Yalabık her zamanki gibi ustalığını konuşturmuş ondan tam beklenecek üst seviye bir performans izledim.Üçüncü olarak yan karakterlerden Tekin rolündeki Mehmet Yılmaz Ak’ın performansını çok ileri seviye bulduğumu söylemeliyim . Keşke daha uzun süre izleseydik onu ,Tekin’in tadı damağımda kaldı birazcık. Mazhar rolündeki Mehmet Kurtuluş için birkaç laf etm