Chosen One Mentalitesinin Sonu

 



“You were the chosen one! It was said that you would destroy the sith, not join them! Bring balance to the force, not leave it in darkness."

“I hate you!”

 “You were my brother, Anakin. I loved you.” 

 Gözyaşları biter mi bir insanın? Ağlamaktan o kadar yorulmuşum ki kurumuş göz pınarlarım artık akmıyor göz yaşım. Hissiz değilim son derece mutsuzum ve üzgünüm ama ağlayamıyorum. Tükendim. Olmayan bir şeyi oldurmak için çok uğraştım tüm her şeyimi verdim kendi benliğimi bile kaybettim bu süreçte. Artık ben kimim onu bile bilmez haldeyim. Prensiplerim ne, doğrularım ne? Ben kimim? Kendimi tanımlayabilirdim eskiden ama şimdi hiçbir şey bilmiyorum.

 Ruhum bağırıyor içeri içeri ve ben avaz avaz susuyorum. Eninde sonunda çıkan harflerin hepsi sessiz. Kelimelerimin hepsi anlamsız. Ne desem ne yapsam boş gibi hissediyorum ama yine de ceplerimde cümleler saklayamıyorum yazmam lazım yazmazsam çıldıracak gibi hissediyorum.

 Çok uzun zamandır korkuyordum yazmaktan ama ben korkak değilim ki gerçi ben kimim artık? Neden peki? Bilmiyorum. Belki de kendimle yüzleşmekten mi? Ne olacak kendimle yüzleşince? Bütün dünyam yıkılacak mı? Eğer her şey yalanlar üstüneyse o dünya yıkılmayı hak etmiş olur mu? 

 Neden iyi insanlar ilişki için yanlış kişileri seçer? Hak ettiğimizi düşündüğümüz sevgiyi kabul ediyoruz. Belki de tam da bunları hak ediyordum. Bilmem ki doğru heceyi bulamıyorum. Herkes mi yalan herkes mi riyakar demek ki bende de var sıkıntılar. Gerçi bu kadar çok umutlandıran ama her seferinde bu kadar çok hayal kırıklığı oluşturan bir şeyi insan hayatında istemeyebilir. Bir şey ya olur ya olmaz, sürekli olacak gibi olup olmama noktasına gelmesi insanı kırıyor. Hayal kırıklıkları parçalarına basa basa gidiyorum her tarafım kan revan içinde. Kırık cam sesleri bana huzur da vermiyor ki uyuyayım. 

 Uyursam geçer mi? Geçmez gibi sanki. Uyumakla aram hiçbir zaman iyi olmamıştır. Şimdi uyumak istiyorum çok çok uzun bir süre boyunca. Uyanınca her şeyin geçtiği bir zamana uyanmak istiyorum. Öyle mi istiyor muyum bunu gerçekten? Yoksa yine mi kaçıyorum? İnsanlara güvenemiyorum yerine düşlere güvensem incitirler mi yine. Belki düşlerimde mutlu olduğumu görürüm.  

 Aşk da yağmur gibi bir anda bastırabilir ve insanlar ikiye ayrılır şemsiye açıp yağmurdan korunmaya çalışanlar veya şemsiyesiz yoluna devam edenler. Neden hep yağmur benim tarafıma yağıyor da hiç karşı tarafa yağmıyor? Dostoyevski sevgi en büyük açlıktır doyunca canın çekmez diyordu. Ben niye yıllardır oruçtayım? Bu ne bitmek bilmez bir sevgi ramazanıymış. İftar saati ne zaman ölünce mi? Bekleyebilirim sabırlıyım sıkıntı yok ama doğru durakta beklemek lazım. Yanlış durakta olunca ya otobüs gelmiyor ya da doğru yere gidemiyorum.

 Bu aralar yağmur varmış gibi yapıyorum gözlerim ondan ıslak. Olunmuyor böyle dediğim gibi nokta koyduk zaten sesli harflere her şeyim sessiz kaldı ama böyle olunca da ölünmüyor. Çok dalgalı bir denizde gibiyim burası fazla inişli çıkışlı. Boğuluyorum, su yutuyorum sürekli. Hem boğuluyorum hem zehirleniyorum. Ben yine de baş kaldırıyorum. Düştüğüm bu acı denizinde boğulmamak için başımı kaldırıyorum denizden dışarıya. Madem ben köpekbalığı gibi kıkırdak yapıdayım o zaman anatomim diğer tüm balıklardan farklı demektir. Hayatta kalmak için ve suda batmamak için sürekli yüzmeleri gerekir köpekbalıklarının. Yüzeceğim o zaman. Artık kulaçlarım karaya doğru. Denizden karaya evrim geçiren insanoğlu gibi ne ironik.  

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden kitap okumamalıyız?

Hayallerimize Giden Yoldaki Yalnızlığımız

Spider-Man: Into the Spider-Verse (Film İnceleme)